7 Ağustos 2015 Cuma

Beş Vakit



                                                                
Reha Erdemin yönetmenliğini yaptığı Beş Vakit filmi üzerine çok yazı yazıldı,çizildi, farkındayım. Bu da benim öğrenciyken Film Eleştirisi dersi kapsamında yazıp berbat bir not aldığım ama gene de saklamak istediğim yazımdır. :)

Görüntülerle anlam yaratma açısından oldukça zengin olan , panaromik çekimlerin,yakın planlardan ziyade genel planların kullanılışı, anlatılmak istenenin göstergeler ve semboller aracılığıyla verilmesi filmi oldukça durağan, izlemesi zor bir hale getirmiş. Eğlence amaçlı izleyenlerden çok sanatsal bir gözle izleyenler için yapılmış gibi.




Film, aileleleri tarafından çaresizleştirilen, ezilen, duygu ve hayal dünyaları yok sayılan üç çocuk etrafında dönüyor. Büyüme çağında, etrafını meraklı gözlerle izleyen ve muhakeme yapabilen, ebeveynlerinin anlayışsızlığı ve acımasızlığı altında ezilen çocuklar... Filmin ana konusunu daha filmin başında bir nine şu cümlelerle ifade eder: "Erkekler böyledir. Oğlancıkken iyi olurlar, baba olunca babalarına çekiverirler. Hepsinin içine tüküreyim". Bu cümle hem toplumda kemikleşmiş olan ataerkil yapıya, hemde kuşaktan kuşağa geçen yanlış ebeveyndavranışlarına bir göndermedir. Filmin ilerleyen bölümlerinde bu cümleyi daha iyi anlamaya başlarız. Özellikle babaların oğullarıyla olan ilişkilerindeki otoriterlik ve gene kendilerinin de bu otoriteye boyun eğişlerini görürüz. Bir sahnede Yakup az ilerisindeki dedesi ile babasına bakar. Bu sahnede babasının rolü değişmiştir. Babası, kendi babası karşısında küçük bir erkek çocuğu gibi durmaktadır. Bu sahnede Yakup yaşadığı durumun dedesinden miras olduğuna şahit olmaktadır. Şiddetin öğrenilen bir olgu olduğu aşikar. Çocuk, şiddeti aile pratiklerinden öğrenir ve ileriki yaşlarda bunu kendi çocuklarına aktarır.


Ağırlıklı olarak Ömer in hikayesi üzerinden akan filmde Ömer,babasının ölümünü isteyecek kadar nefret doludur. Çeşmeden damlayan su ile Ömer in aynı karede olduğu sahneyi, içinde damlaya damlaya biriktirdiği öfke olarak yorumlayabiliriz.

Köy ahalisinin babalık figürüne yüklediği anlam da sorunludur. O sebeple asık suratlı, çocuklarıyla bir ilişkisi olmayan, azarlayan ve gerekirse döven babalar görürüz. Köy ahalisinden birinin, yetim çobanı dövdüğü için kendisine hesap soran köylüye "bende ona babalık ediverdim" diyerek kendisini köylü karşısında aklaması bu anlayışa güzel bir vurgudur. Öyle ya babalıktan anladıkları budur. Dönüp dolaşıp aynı noktaya geliriz. Yanlış anne- baba tutumlarının toplum tarafından kabulü ve kuşaktan  kuşağa aktarılması filmin başından sonuna işlenmiştir.

Film, zaman kavramını işleyiş bakımından da farklı bir yol izlemiş. Mesela vakit kavramı ezan ve minare ekseninde; zamanın akışı, ay ve güneşin konumu ve bulutların akışı gibi doğal/dolaylı göstergelerle ifade edilmiş.

Bir diğer nokta ise çocukların hayvanların çiftleşme ve üreme olaylarına şahit oluşlarıdır. Hayatı bir nevi doğadan öğrenirler. Bu noktada sekanslar arasına serpiştirilmiş, anlamsızmış gibi duran, çocukların doğa ile iç içe çekilmiş görüntüleri (ya da ölmüşler gibi), onların yaşadıkları olumsuzlukların bir sonucu olarak ortaya çıkan "doğaya sığınma" isteklerinin bir ifadesi olabilir diye düşünüyorum.

                                                                                                               2 Ocak 2014, 20:28

21 Mart 2015 Cumartesi

SİNEMA NOTLARIM (amatör denemeler)




Özellikle çok sevdiğim Film Çözümleme dersine ait kıyıda köşede yazıp çizdiklerimi ara ara paylaşmak istiyorum. Olur ya yolunu şaşırıp tükana uğrayan birileri olur da, ilgisini çeker.
Genellikle film çözümleme derslerinde, uzayıp giden listenin ilk sıralarına yereleşen  Hitchcock'un Psycho filmiyle başlayayım. Sinemaya ne kadar ilgilisiniz bilmiyorum ama A.Hitchcock, sinema tarihinin vazgeçilmezleri arasında yerini almıştır. Hitchcock sinemasını uzun uzun anlatmayacağım onun için bi zahmet google hazretlerine aratınız.

Gelelim filme;
A.Hitchcock Pyscho filmini "Gülmek için yapılmış, eğlenceli bir film" olarak tanımlamış. Filmi izleyince yönetmenin eğlence anlayışının hayli ilginç olduğunu göreceksiniz. Çünkü  film hiç de komik ve eğlenceli değil. Hitchcock enteresan adam..

Korku sinemasında önemli olan, o tedirgin bekleyiştir.” düşüncesi filme hakim.
Filmin bayan kökenli sarışın afeti Marion konaklamak üzere Bates Oteline gider.Oldukça sapa yerde olan otele gitmesiyle talihsiz serüvenler dizisi başlar. Otel sahibi Norman Bates sevecen, sempatik ve iyi niyetli görünen karizmatik bir oğlandır. (Tabi ben bunu yermiyim ? Yemem !)  Robert Blonch'un orjinal romanında Norman Bates orta yaşlı, şişman ve somurtkan bir adamdır. Ama neyse ki Hitchcock, Bates'i zayıf, atletik yapılı ve sempatik olarak değiştirmiş. Antony Perkins oldukça iyi bir seçim. Babası öldükten sonra annesi himayesinde büyüyen Norman'ın annesine olan sevgisi bir bağımlılık ve saplantıya dönüşmüştür.Film için tam da istenen bu. Gerçekten göründüğü gibi muhallebi, beybi feys çocuğu kim ne yapsın değil mi ?
Filmin ortasında bir de bakarız pat diye başrolümüz olan Marion feci bir cinayet sonucu sizlere ömür. Haydaaaaa filmin ortası yaniii ama filmin ana teması burdan sonra yavaş yavaş gün yüzüne çıkmaya başlar.
Muhtemel şüpheli de Norman'ı sürekli kontrol altında tutmaya çalışan annesidir. Anne, Norman'a , herhangi bir kadına duyduğu ilgiyi bir hastalık olarak benimsetmiştir. Marion öldü film bitti mi ? tabii ki hayır filmin çözüm ve final bölümünde bizi bir sürpriz beklemekte..


Aslında Norman 'ın annesi de bir ölü. Vakti zamanında annesinin hayatına yeni birisinin girmesi, onda terkedilmişlik ve değersizlik hissi yaratmış ve ikisini de öldürmüştür.. Yaşadığı pişmanlık duygusu sonucu annesinin cesedini çalar (muhtemelen filmdeki kuşlar gibi doldurur). Ama bu  onun yaşaması için yeterli değildir. Annesinin ruhunu kendi benliğinde yaratır, ona hayat verir ve onun, kendinden bağımsız olarak yaşadığına kendini inandırır. Bir kadından hoşlandığında, sahip olduğu diğer karekter olan annesi, ön plana çıkar ve Norman'ı ele geçirir. Bölünen kişilik zaman zaman anneye zaman zaman Norman a dönüşür.
Norman izleyiciyi bu illüzyonla kandırır. Marion'u annesi öldürmüştür çünkü o esnada Norman'ın benliğini annesi ele geçirmiştir. Cinayeti işlerken de üzerinde annesinin kıyafetleri vardır.

Norman'ın kişilik bölünmesi yaşadığını filmin sonunda öğreniriz. Fakat bu bölünmüşlük hissi semboller ve diyaloglarla filme ince ince işlenmiştir. Birçok sahnede birçok ipucu bu gerçeği ele verir. Marion'un yemek yediği odada içleri doldurulmuş, mekana hakim pozisyondaki kuşlar, Norman'ın annesini ve üzerinde kurduğu hakimiyeti simgeler. Aynı odadaki yağlıboya tecavüz temalı resimlerse Normanı'ın kendi benliğinin, bastırılmış cinsel duygularının yansımasıdır. Norman'ın bölünmüş kişiliği mekana ve filmin bütününe de yansımıştır.

Kişilik bölünmesinin tohumları genelde çocuklukta atılıyor. Cinsel taciz, tecavüz, aile içi şiddet gibi travmalar bu rahatsızlığın nedenleri olarak gösterilmektedir.
Son olarak ; 2. ve 3. devam filmleri  80 li yıllarda çekilen film, geçtiğimiz yıllarda Bates Motel dizisi olarak da çekildi.Sanırım hala devam ediyor. Bu bilgiyi de aktarıp yazıya son veriyorum. Oruvar