Bugün yılın son günü ve ben bu yılı bir takvim yaprağı gibi değil, üst üste birikmiş anlar gibi hatırlıyorum. Çalışma masama oturduğum günler, yola çıktığım sabahlar, bir fincanın içinde çözülen sessizlikler; bir cümleyle durduğum, dağıldığım ya da toparlandığım anlar… Hepsi tek tek önemsiz görünüyor ama yan yana geldiklerinde bir hayatı parça parça inşa ediyorlar.
Bu yıl bana ne öğretti vs gibi klişelere girmeyeceğim. Elbette insanın geçen her yıl ile beraber genişleyen ve daha da anlam kazanan bildikleri, kavradıkları şeyler var. İnsan büyük kararların, adımların değil küçük şeylerin, adımların insanın hayatında büyük anlamlar barındırdığını her geçen yıl daha çok fark ediyor. Ya da ben öyle düşünüyorum. Eski bir şarkının, bir şiirin, eski bir el alışkanlığıyla mayalanan yogurdun, pişirilen ekmeğin ya da turtanın kıymetini artıran ve hepsini yaşanan zamana mühürleyen şeyler... Bütün bunlar, dünyayı değil belki ama kendi içimi taşınabilir kılıyor.
Artık anlıyorum: yaşamak çoğu zaman cesur bir ilerleme değil, usul bir geri çekilme. Gürültüyü kapatıp pencerenin ardında bırakmak, kalemi kâğıda dayayıp bir süre hiçbir yere varmamaya izin vermek, hatıralarla didişmek yerine onlarla yan yana oturmayı öğrenmek.
Yeni yıla girerken dileğim herhangi bir şeyin değişmesi değil zira bu arzu özlemle yad ettiğim, çok ama çok geçmişte kalan tatlı bir hatıra gibi. İnsan gene de küçük temennileri belli zamanlarda sayıklamaktan geri duramıyor ve bu sebeple yılın bu son gününde temennim her şeye rağmen yakalayabildiğim halin sürmesi. Küçük ama sahici, yavaş ama dirençli, kırılgan ama vazgeçmeyen bir yaşam alışkanlığı… Eğer bir şeye tutunacaksam, bu yıl bana kalan tek netlik bu olacak: Ben hâlâ buradayım, direniyorum...






