12 Temmuz 2026 Pazar

Usulca

Her yol ayrımı bir kırgınlığın sonucu olmayabilir. İnsanlar birbirlerini sevmeyi bırakmayabilir fakat hayatın ağırlığını aynı anda taşıyamaz hâle gelebilir. Sorumluluklar, kaygılar ve ertelenen cümleler, iki insanın arasına görünmez duvarlar örebilir. Kimse kötü değildir ama kimse eskisi kadar ulaşılabilir de değildir.

İlişkiler yalnızca sevgiyle ayakta kalamaz. Emek ister, zaman ister, bazen de sadece "Bugün nasılsın?" diye soracak kadar durabilmeyi. Fakat hayatın telaşı, en çok da durmayı unutturur. 

Her sessizliği terk ediliş sanmamak güçlü bir duruşun anahtarı gibi geliyor bana. Belki iyimser bir bakış açısı ya da polyannacılık denilebilir lakin iyimser kalmayı tercih etmek acımasız bir dünyada iyi bir mevzi kazandırıyor insana. Hayra yormak diyor eskiler. Her mesafeyi sevgisizlik diye de okuyamıyorum. Belki de okumak istemiyorum. Hayat, bazen iki insanın arasına öyle büyük mecburiyetler koyuyor ki, konuşacak kelime bulunsa bile o kelimeye ulaşacak gücü kalmıyor.

Yasunari Kawabata'nın Karlar Ülkesi kitabını okuduğumda, "insanlar bazen birbirlerinden vazgeçtikleri için değil, hayatın kendi akışı onları farklı kıyılara sürüklediği için uzak düşüyor" demiştim. Uzaklık, her zaman sevginin bittiğini söylemez; yalnızca aynı mevsimi paylaşamadıklarını anlatır.

Olgunlaşmak diyorlar; herkesin aynı yerde ve aynı zamanda kalamayacağını kabul etmesi. Bir arada olma zorunluluğu duymadan uzaktan iyi olmasını/olunmasını dilemek. İçten kurulmuş bağları mesaferlerle ölç(e)memek, hayatın farklı kulvarlarında kendi varlığıyla var olmak, her şeyi sinede taşıyarak... Yük gibi değil, iç akışta bir ritim gibi. Unutarak değil, yaşatarak... Usulca...