Bugün sahilde yürürken, burnuma çarpan tuzlu ve ılık hava, gün batımının o hafif kızıllığı, ruhu okşayan o esintinin de etkisiyle bütün bunların bir parçasıymış gibi hissettim. Ne tam uyanıklık ne de uyku hali. Zamanın yavaşladığı ve derinleştiği bir boşlukta yürür gibiydim. Düşüncelerim bana şu cümleyi kurdurdu:
"Bazı anlar insana bir rüyayı anımsatır. Gerçeğin ve rüyanın sınırında yürür gider insan"
Bu sınır insan deneyiminin çok ilginç ve ruhani eşiklerinden biri gibi geliyor bana. Hayatın kimi anları, rüya ile gerçeklik arasındaki perdeyi o kadar inceltiyor ki bir an durup hangisinde olduğumuzu sorguluyoruz. Yani en azından bende böyle oluyor. Bu durumu Marcel Proust'un gözüyle ifade etmek gerekirse "Gerçek yaşam, uykuda yaşadığımızdır. Uyanıklık sadece bu yaşamın yorumudur." "Kayıp Zamanın İzinde" sinde işlediği bilinç akışı bu sınırda yürüyen birinin ürünü olabilir.
Rüyalar denince akla gelen isimlerden bir tanesi şüphesiz Carl Jung. Ona göre bazı anların bize rüya gibi gelmesinin nedeni bilinç dışının yüzeye yaklaştığı, bastırılanın görünür olduğu anlardır. Bu tür anlarda yaşamın sıradan akışında bulunmayan bir anlam titreşimi belirir. Sanki yaşamın perde arkası bir anlığına aralanmıştır. Peki neyi aralamıştım, perde arkasından neyin izlerini bulmuştum, düşündüm durdum yol boyunca. Bir cevabı kendime dayatmadan...
Gerçek ile Rüya arasındaki bir eşlikte yürümek belki de yaşamın anlamını sorgulamanın yollarından biridir lakin bir anlam arıyor muyum emin değilim. Rüya ile gerçeklik arasındaki ayrımın belirsizleştiği anlar her ikisinin de zihnin bir ürünü olduğunu fakat bağlamlarının farklı olduğunu düşündürüyor insana.
Edebiyat bu eşiği sıklıkla işler. Virginia Wolf "Deniz Feneri" romanında "Hayat... Bir an geçip gidiyordu. Sanki rüyadan uyanmıştı ama rüya devam ediyordu" diye yazar. Gerçeğin mutlak bir zemin olmadığı fikri modern edebiyatın sıklıkla işlediği bir konu. Buradan hareketle insanın ruh halleri, zaman algısı ve iç dünyası, gerçekle hayalin ya da gerçekle rüyanın iç içe geçtiği bir örgü içinde şekillenir. Belki de bu yüzden bedenimizle var olduğumuz bir yerden zihnimizle başka bir zamana başka bir mekana uzanabiliriz. Gündelik anların beklenmedik derinliklerinde bata çıka yol aldığımızı fark ederiz. Herkes için yaşam böyle midir bilmem lakin kimisi için ne tam gerçek ne de büsbütün düş.

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder